Serüven uzamaya gelmez, ona anlam veren ölümüdür yalnız.
"Sen dedi; intihar gibisin. Hem herkes tarafından bir kez düşünülen, hem de cesaret edilemeyen."
Size bir şeyler söylicem şimdi. Bakın, bazen çok içten şeyler söylüyoruz. Çok içten şeyler yazıyoruz. Çok içten şeyler yaratıyoruz. Bazen üç dakikalık bir şarkıyı dinliyoruz ve içindeki 1 saniyeye sığan bir kelime dokunuyor sadece bize. Bazen çok içten kayboluyoruz. Çok içten seviyoruz. Çok içten gülüyoruz. Çok içten bakıyoruz. Birinin elini tutmak istiyoruz, çok içten. Çok içten nefret bile ettiğimiz oluyor. Çok içten ama. Bunların hepsini çok içten yapıyoruz. Çok içlerden, çok diplerden. Çok içten kızıyoruz mesela. Çok içten dinliyoruz bir şeyi. Çok içten dokunuyoruz birisine. Çok içten öpmek istiyoruz. Çok içten koklamak istiyoruz. Çok içten ağlıyoruz bazen. Çok içten üzülüyoruz. Kahroluyoruz, çok içten. Bir bardağı kaldırıyoruz havaya, çok içten. Kafamıza yorganı çekişlerimiz oluyor, çok içten. Çok içten bağırıyoruz mesela. Gözümüzü kırpıyoruz, inanır mısınız o bile o kadar içten oluyor ki bazen. Eğilip ayakkabılarını bağlaması ne kadar içten olabilir bir insanın. Çok içten oluyor bazen. Çok içten şeyler yapıyoruz. Kimse hissetmiyor, kimse duymuyor, kimse görmüyor ve kimse işitmiyor. Çok içlerde olan şeyleri bizden başka kimse bilemiyor. Biri gelsin de bilebilsin diye bekliyoruz. Çok içten bekliyoruz. Çok yalnız hissediyoruz.